Benimde tanıdığım bazı çevreler ve insanların ‘Bu iş siyasetle olmaz’ tezini savunduklarını biliyor ve görüyorum/gördüm. Bu konu kafama sığmadı ta o zamandan beri. Çünkü söylemde ve eylemde birlik olmadığını ve söylem ve eylem birliği olmadığını da gördüm ve yaşadım. Beduzzaman’ın ‘Şeytandan kaçar gibi siyasetten uzak durun’ sözününün de zaman zaman gerekçe kaynağı olduğu da görülmektedir. O söz zaman içerisinde konjonktürel olarak söylenmiştir. Egemen güçlerin davasına ve müritlerin yapacakları baskı ve zulmü azaltmaya çalışmıştır. CHP nin şerrinden kaçmış o zaman adeta.
Bu tip düşünceye sahip dostların sonunda hepsinin siyasete karıştıklarını da gördüm. Ayrılanlar nasıl makam ve imkân elden gidince değersizleştiriyorlar geldikleri kapıyı. Nasıl bu iş biz varken doğru, biz işin içindeyken daha iyi idi diyorlar. Anlaşıldı ki kendileri varsa ‘güzel’ yoksa ‘kaka’ manasını savunuyorlar.
Siyasette kendilerine yer bulamadıkları için onlarda öyle diyorlarmış. Siyasete çağrıldıkları zaman koşa koşa değil dörtnala koştuklarını anlamış durumdayız. Ama bu tip çevreler ve insanların kendilerini siyasetin üstünde tutarak itibar kazandıkları anlaşılıyor. Yani arafta ama üst arafta durarak her tarafa meyledecekleri görüntüsünü yaymaya çalışıyorlarmış.
Anadolu da bir tabir vardır:
‘…
Ben nişanlı değilem
Kime olsa dönerim’
Çokda hafife alıyorsun demeyin. Bizzat yaşadım ve gördüm. Tanık oldum. Bu çevre ve insanlarının ileri gelenleri hatta şeyh ve meşayık derecesinde olanların da birer birer milletvekili oldukları gözlemlenmiştir. Ha diyeceksiniz ki egemen çevrelerin şerrinden emin olmak ve tabi olanlarını da güvence altına almak istemeleri normal değil mi?
Bu çevre insanlarının böyle olmaları hangi gerekçeye dayanırsa dayansın; karşılıklı yararlanmaya dayalı olduğu apaçık ayan beyandır. Kim kimden yararlanıyor, kim az mı çok mu yararlanıyor. Rahmetli Hoca’nın bir sözü vardı: mealen zayıf bir ülkenin güçlü bir ülke ile karşılıklı koruma anlaşması yaptığında, büyük ülkenin lehine olacağı, küçük ülkenin koruma şansının olmadığını beyan ederdi. Onun gibi, bu çevrelerin yaptığı menfatleşmenin aynen böyle olduğunu söyleyebiliriz.
Siyaseti burnunun ucuyla itenler veya itmiş görünen ferdi Müslümanları çok gördük. Önlerine vekillik ve benzeri yararlar konduğunda nasıl koşuştuklarını. Ben koştuklarına değil önceki duruşlarında sakatlık olduğunu söylüyorum. Eğer isim saymaya kalksam veya sizlere hatırlatsam sizinde hak vereceğinizi düşünüyorum. Hele bizzat tanıdığım ve bizimde zaman içerisinde davet ettiğimiz özel isimleri versem, yârin zülfüne dokunmuş olurum.
Birde şuna üzülmüşümdür hep; Siyasete; hemi karşı koyarlar, tu kaka derler ardından da amiyane bir tabirler ‘oğluma iş kızıma koca’ bul reflekslerini baskı unsuru olarak kullanırlar. Zararın büyüğü bu tavırdan geliyor.
Küçük bir anımı anlatayım: Rahmetli Menderes o zaman bize geçmişti. Hem de ‘Pazara kadar değil, mezara kadar sloganıyla’. Yanında birçok ta isimleri milletvekili yaptırmıştı. O zaman ben ‘Bir partiyle değil, bir kişiyle yaptığımız ittifakta bu kadar imkân verilir mi?’ manasına gelen düşüncemi belirtmiştim. Sonra sıkıyı görünce ayrılmışlardı.
Fazilet Partisinin kapanışını Balgat’ta bir dostun ofisinde izlemiştik. Partinin etkili bir Genel Başkan Yardımcısı da vardı. Anayasa Mahkemesi başkanı kapatıldığını açıklayınca Ben çok sinirlenmiş ve ‘Bu… züleri alırsınız partiye, tam büyüdüğümüz bir zaman da ‘Bak biz geldikte sayemizde büyüdünüz’ derler. Sıkıyı görünce de kaçarlar ‘O zamanda biz gittik bak küçüldünüz’ derler diye feryat edince şimdi rahmetli olan ve onları çok seven O başkan yardımcısı kül tablasını bana kötelemişti (fırlatmıştı). Neyse yaşadık bunları. Şimdi de onların varisleri çinkola tombala oynuyorlar egemen güçlerle ittifak yaparak. İBB deki yolsuzluğa bir kelime demeyerek, gramajı düşük milletvekilliği karşılığında hem davalarını ucuza satmak ve hem de gerçek dava sahiplerini kösteklemekle meşgul oluyorlar. Zamanında ne kadar dindar akil insan varsa Sultan Hamid’i devirmek için nasıl ittifak yaptılarsa, bu günde aynı kuyuya taş doldurmaya çalıştıkları gibi.
İri kıyım insanları sosyal medya da görüyoruz. Halk TV de ve benzeri yayınlarda birde büyük laf etmişler gibi üst perdeden konuştuklarını görüyoruz. Ben isimlerini vermeyeyim. Zaten herkes biliyor ve onlarda kendilerini deşifre ediyorlar. ...madık ocak başı bırakmadılar. Özallardan beri, Türkeş’te, Hoca da ve Reiste hep bakanlık ve milletvekilliği yapmış beyefendiler.
Hallacı Mansur’un dediği gibi ‘dostun attığı gül yararalar beni’ Sosyal Medyada Fatih Erbakan’ı gördüm. Mealen ‘Şimdi sıra Mansur’a geldi’ diyor ve İBB eski başkanına da sahip çıkıyor. Güya kim Reis’ten fazla çıksa o içeri atılıyormuş.
Yapmayın, etmeyin,
Bir defa olsun,
Bir defacık olsun,
Zerre miktarda olsun,
Zerrecik olsun
Bir miskal olsun
Bir miskalcik olsun
Eser miktarda olsun.
İBB ve diğerlerinin suçlu olma ihtimalinden bahsedin ne olur. Uşaklı’ının donuna sahip çıktığınız kadar Reise sahip çıksanız ne olur. Kaderinizi solcuların eline bırakmayın.
Ahirette elimiz yakanızdadır
Abdullah Gül’ün
Fatih Erbakan’ın
Davutoğlu’nun
Babacan’ın
Mahmut Arıkan’ın
Ağıralioğlu’nun
İla ahir.
Paylaşılamayan Erbakan mirası üzerine bizler temlik koymamız lazım. Zira bizim dönemin gençlerinin omuzunda yükseldi bu sermaye. Bizim buna hakkımız var. Aidat toplayarak, soğan ekmek yiyerek, çoluk çocuğumuzun rızkından keserek mücadelemizle yükselttiğimiz davanın altında ağızlarını yukarı doğru açarak kuş cücüğü gibi pay almaya çalışanlardan daha fazla maddi ve manevi olarak hakkımız var.
Hoca Rahmetli ‘Nuh’un tufanında olduğu gibi gemiye binen kurtulur’ derdi. Sizin hanginiz Nuh’un gemisisiniz? Hepiniz bir den olamayacağınıza göre hiç biriniz değilsiniz. Nuh’un gemisi diye çölde serap görür gibi CHP nin gemisine binmiş olmayasınız. Eğer öyleyse ki öyledir. Nereye götürüleceğinizi göremiyormusunuz? Bari arkanızda eser miktardaki bağlılarınızı günaha sokmayınız.
Adalet terazisi
Dursun kef-i hükmünde terazu-yı adalet,
Havfun var ise mahkeme-i ruz-ı cezadan.
‘Kararlarında adalet terazisi elinde olsun,
Eğer mahşer gününde hesap vermekten korkuyorsan’.
Bir Kemal Sunal filminde, Ali Şen’in tartarken eli ile bakkal terazisine dokunduğu gibi mi anlıyorsunuz adaleti. Solcuların lehine bakkal terazisine elinizle dokunmayın. Bunun hesabını Ziya Paşa’nın üstteki beytinde söylediği gibi ‘Eğer mahşer gününde hesap vermekten korkuyorsanız’.
CHP nin sopasından korkunuz
Bir köy odası hikâyesiyle yazıyı noktalamak istiyorum. Ben az söyleyim siz çoğunu anlayınız: CHP döneminde Memmet çavuş muhtardır. Köydeki fakirin biri gurbete çalışmaya giderken, tahsildarlar gelince vermek üzere muhtara vergiyi peşin verir. Tahsildar gelir, kutnu döşeğin üzerinde sırtını yün yastığa dayamış vaziyette oturur. Vergi tahsilatı tamamlanır. Ancak vergiyi muhtara peşin veren gariban kalmıştır. Çağırtırlar huzura. ‘Seni ayağımın altına alır çığnarım’ der muhtar ve tahsildar.
Adam cağız:
Hanı ya diyorum
Yanı ya diyorum
Memmet çavuş diyorum
Şey diyorum
Hanı ben sana vergiyi peşin verdim ya
Diyecek ama yiyeceği zılgıtı bildiği için diyemiyor.
Memmet çavuş sopayı garibanın sırtına indirince
Gariban ikinci defa ödüyor vergiyi.
İşi bitince CHP nin sopasını sırtınızda bulmayasınız.
Selam ve dua ile…
























Yorum Yazın