Kutlu misafirin gecikmesine üzülenler
Mekke’nin putları putperestlerden
İllallah demiş ki SENİ beklerler.
Kâbe ekseninde arz ve Semavat,
BİR Allah demiş ki, SENİ beklerler.
Kuma gömülürken günahsız kızlar,
Eyvallah demiş ki, SENİ beklerler.
Köleler, fakirler, dullar, yetimler
Gör Allah demiş ki, SENİ beklerler. (Bahaettin Karakoç)
- Sen ey hem gülün, hem gülzarın,
- Hem sancağın hem rüzgârın,
- Hem gencin hem ihtiyarın,
- Hem bu günün hem yarının beklediği!
- Sen ey gül yüzü bin Yusuf’u hayran eden,
- Arşta ve kürside cevlan eden,
- Fermanlar üstü ferman eden, …
- Sen ey bir damlayı bir lahza da umman eden.
- Derya ve denizin beklediği,
- Çölün ve çöldeki izin beklediği,
- İki büklüm belin, yere çökmüş dizin beklediği.
- Kan çanağı gözün beklediği,
- Yazının ve sözün beklediği.
- Sen ey bütün gönüllerin ve özün beklediği…
- Gel de dinsin şu amansız fırtına,
- Gel de âlemleri alıp sırtına düzlüğe çıkar.
- Gün senin için doğar,
- Şimşek senin için çakar.
- Ve… Yürekler hep sana, hep sana bakar.
- Gel uzat ellerini de kurtar, (Ahmet Efe, Beklenen)
Günler ne günlerdi,
Ya Muhammed;
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden
Mü’minlerin vardı… (A.Nihat Asya)
Bu dem de; daha yediyüz sene önce gelip Medine’ye ev/evler yapan TÜBBA’yı hatırlayalım.
Varaka İbn Nevfel, Zeyd İbn Amr ve Kuss İbn Saide gibi yolunu gözleyenler vardı. Allah’ın Son Peygamberi gelecek’ diye. Tevrat ve İncil gibi kaynaklarda Son Peygamberin özellik leriyle karşılaşmışlardı. Tevhidden ayrılmamış olan bazı has kullar tarafından Ahir Zaman Nebisinin geleceği bilinmekte ve vaktinin yaklaştığı da hissedilmekteydi. Nitekim KUSS BİN SAİDE bunlardan biri idi. (O.N.Topbaş:1/148)
İçinde bulundu çağ, cehaletin dorukta yaşandığı çağdı. Bunun yanında, küfür ve cehalete karşı çıkanlarda vardı ve bunlar, O’nun geleceği zemini hazırlama adına önemli bir misyon üsleniyorlardı. Bilhassa, Varaka İbn Nevfel, Zeyd İbn Amr ve Kuss İbn Saide’nin gözü kulağı çınlamakta, insanlığı yeniden doğruya davet edecek olan Son Peygamberi arıyor. Etrafındakilere, gelmesini beklediği ulvi misafirin gecikmesinden duyduğu üzüntüyü aralarında paylaşıyorlar ve bunu şiirle dile getiriyorlardı.
Kızıl Devenin Süvarisi Kuss b.Saide
- Her şeyi biliyorlardı. Unuttular.
- Onlar ki, İbrahim Peygamberin oğullarıdır, her şeyi biliyorlardı. Unuttular.
- Yaradan’ı ve onun has ismi ‘Allah’ kelimesini biliyorlardı. Unuttular.
- Allah’a ulaşmanın yolunun putlar vasıtasıyla olacağına inanarak teselli buldular.
- Allah Resulünün babadan oğula nesil kolunda bir aydınlık/nur olarak doğru çizgi devam etti.
- Allah’ın kalplerine hidayet verdiği münzevi örneklerden Bazılarıda bu unutulan tevhidi kalplerinde hecelemeye çalışıyor. (N.Fazıl:122-123)
Kâinatın Efendisine peygamberlik vazifesinin verilmesinden birkaç yıl önceydi. Arabın Cahiliye Devrinde iki meşhur panayırından biri olan Hicaz’daki ‘Suku Ukaz’ renk renk yüzlerce insanla dolup taşmıştı. İçlerinde pek çok Arap beliğleri de vardı. Âdem’den başlayıp Peygamberler Peygamberinde kemale erecek olan Müslümanlığı sezenlerden biri, Kızıl Devenin Süvarisi Kuss Bin Saide. Allah Resulüne, meçhul istikametler ve ağızlardan ismiyle hitap edilmeye başlandığı günler, Kuss Bin Saide’nin de, dillere destan meşhur hitabesini ‘Suku Ukaz’ da (Ukaz Panayırında) okuduğu zamana rastlar. (S.Suruç:1/131)-(N.Fazıl:123-124)
Hatemül Enbiya yani Son Peygamber Hz.Muhammed’in geleceğini önceden haber vermiş olanlardan birisi de “İyad” kabilelerinin ulusu olan Saide oğlu Kuss’dır ki pek çok yaşamı, güzel ve düzgün konuşmakla tanınmış bir kimseydi. Öyle ki, çok yaşlıyken Ukaz panayırında kızıl bir deve üzerinde olduğu ve Arab’ın en iyi konuşanları, orada hazır bulunduğu halde, çok düzgün ve sanatlı bir konuşma yapmıştı. “Kuss İbn Saide’yi, Ukaz panayırında kızıl devesinin üzerinde halka seslenirken tanıyoruz. Yüz yaşını geçmiş İyad kabilesinin reisi bu ihtiyar, gözünü geleceğe dikmiş ve gelecek olan Nebi hakkında insanları bilgilendirmekte ve onları imana hazırlamaktadır. (A.Cevdet Paşa:1/71)-(S.Suruç:1/131)
Kuss bin Saide, İyad kabilesinin reisi, İsa’nın (a.s) dininde, muvahhid ve şair bir insan. Onun, Ukaz Panayırında Peygamber Efendimizin de aralarında bulunduğu ve peygam berliğinden bahsettiği konuşması hikmet ve ibret doludur. Kızıl tüylü devenin üstündeki süvari; Belki yüz yaşına ayak basmak üzere, belki yüz yaşını da aşkın, aşmış bir ihtiyar, yani! Yâd kabilesinin yücesi, Saide oğlu Kass (Kus) Panayırda halka hitap ediyor: Ukaz panayırında kızıl devesinin üzerine çıkmış, insanlara şöyle seslenmektedir: Bu konuşma, Arab’ın meşhur konuşmacıları arasında çok yayılmıştır. İşte kısaca bu konuşma: (O.N.Topbaş:1/149) -(A.Cevdet Paşa:1/71)- (N.Fazıl:126) -(S.Suruç:1/131)
Konuşma metni
Ey insanlar! Geliniz, Dinleyiniz, Belleyiniz, İbret alınız!
Yaşayan ölür; Ölen yok olur; Olacak neyse olur.
Yağmur yağar, Otlar biter. Çocuklar doğar,
Analarının babalarının yerini tutar. Sonra hepsi yok olup gider.
Olayların ardı arası kesilmez. Hemen birbirini kovalar.
Kulak veriniz, Dikkat ediniz.
Gökte haber, Yerde ibret alınacak işaretler var…
Yeryüzü bir büyük divan, Gökyüzü bir yüksek tavan…
Yıldızlar yürür, sular durur… Gelen kalmaz, Giden gelmez.
Acaba vardıkları yerden hoşnut olup da mı kalıyorlar?
Yoksa orada bırakılıp da uykuya mı dalıyorlar?
Yemin ederim, Allah’ın (c.c.) indinde bir din vardır ki,
Şimdi içinde bulunduğumuz dinden daha sevgilidir.
Ve Allah’ın gelecek bir Peygamberi vardır ki,
Gelmesi pek yakındır. Gölgesi başımızın üstünde…
Ne mutlu O kimseye ki, O’na iman eder; O’da kendisine hidayet.
O’na isyan ve düşmanlık edecek olana da eyvah!
Ömürleri, gafletle geçen topluluklara eyvahlar olsun!
Ey insanlar!
Hani babalarınız, Dedeleriniz, Atalar? Nerede soy sop?
Hani ya süslü saraylar ve mermer binalar yükselten Ad ve Semud kavmi?
Hani ya dünya varlığından gururlanıp da:
‘Ben sizin en büyük rabbiniz değimliyim’ diyen Firavun ve Nemrut?
Onlar zenginlikçe, Kuvvet ve kudretçe Sizden çok üstündüler.
Ne oldular? Toprak onları değirmeninde öğüttü, Toz etti, dağıttı.
Kemikleri bile eriyip gitti. Çatıları yıkılıp süpürüldü.
Şimdi onların mekânlarını köpekler şenlendiriyor.
Sakın onlar gibi gaflete düşmeyin, Onların yolundan gitmeyin! Her şey fani; baki olan Allah…
Ortaksız ve benzersiz, mutlak bir Allah… Tapınılacak ancak O…
Doğmuş ve doğurmamış olmaktan münezzeh Allah. Evet, evet…
Olup bitenlerde, Gelip geçenlerde, Bize ibret olacak çok şey var…
Ölüm bir ırmak… Girecek yeri çok ama akacak yeri yok…
Büyük küçük hep göçüp gidiyoruz. Giden geri gelmiyor. Kesin olarak biliyorum ki,
Herkese olan, Size ve bana da olacaktır. (A.Cevdet Paşa:1/71-73)-(N.Fazıl:124-126)-(S.Suruç:1/131-132)-(O.N.Topbaş:1/149-150)
Bu güzel konuşmanın manzum şeklini N.Fazıl’ın ‘Esselam’ daki mısralarından bir kısmını aktarıyorum:
İşte bu meydanda bakın ne cilve:
Orta yerde, kızıl tüylü bir deve;
Devede yaşlı bir adam, süvari;
Hikmet besteliyor evliyavari:
‘Girilir bir sudur ölüm, çıkılmaz!
Bana bir şey göster, çökmez, yıkılmaz!
Bir din var ki, üstün, Allah indinde;
Geçmez zaman, batmaz güneş bu dinde.
Bir de Resulü var, hakkın, gelecek;
O’ndadır pörsümez güzel ve gerçek.
Keşke ümmetinden olabilseydim!
Ne çare, kapımda ecel, baş eğdim.’
Yazık! Bilmiyor ki, bunları diyen:
İnsanlar içinde, onu dinleyen,
Bahsettiği Resul bulunmaktadır.
Neylesin ki, henüz basamaktadır.
‘O’nu sevin, diyor; O’na güvenin!’
Süvarisi kızıl tüylü devenin. (N.Fazıl:51)
Dinleyenler arasındaydı: Bu muazzam konuşma yapılırken, Allah Resulü de dinleyenler arasındaydı ve Kuss Bin Saide’yi dikkatle dinliyordu. Fakat konuşmacı işaret ettiği Peygam berin kendisini dinlediğini bilmiyordu. Allah insanı hangi sırlara kadar eriştiriyorda, hangi sırların eşiğinde çaresiz bırakıyor? (N.Fazıl:126)-(A.Cevdet Paşa:1/71)-(O.N.Topbaş:1/150)
Beklediği nebiyi görmeden vefat etti: Arası çok geçmeden Peygamberlik geldi. Fakat o öldüğünden, gelip de görüşmek kendisine kısmet olmadı. (A.Cevdet Paşa:1/71-73)-(N.Fazıl:124-126)-(S.Suruç:1/132)
Kabilesi gelip Müslüman oldular: Bir müddet sonra vefat etti. Ancak kabilesi Peygam berlik geldiğinde gelip iman ettiler. (O.N.Topbaş:1/150)-(A.Cevdet Paşa:1/71-73)-(S.Suruç:1/132-133)
Selam ve dua ile…
























Yorum Yazın